Öykü: Şehr-i Şahane Manzaraları
Sabahın telaşı çok erken gelmişti. Henüz güneş ufku aşmamış, evin içindeki ışıklar yerini güneş hüzmelerine bırakmamıştı. Sabahın telaşının yanında kendi de ayrı bir telaşa sahipti. Halbuki dingin bir sabah olur umuduyla yastığa başını koymuş, her zamanki hayal senaryosunu yine gözden geçirerek uykuya dalmıştı. Cüzdanını, telefonunu, anahtarlarını, pakette iki dal kalan sigarasını, gazı bitti bitecek yadigar çakmağını ve naneli sakızını bir çırpıda elinde topladı ve kapıya doğru yürüdü. Ayakkabılarını, bağlarını dahi çözüp bağlamadan küt küt yere vurarak giydi. Saatini içeride unuttuğunu farketti tam kapı koluna uzanmışken. Çok önemli mi diye düşündü? Geçen 3-5 saniyelik tereddüdün ardından kapıyı açmıştı bile. Dışarıya ilk adımını attığında ilk farkettiği şey havanın soğukluğu oldu. Tatlı bir meltem yüzüne vururken, kapının önündeki yapraklar da dansa başlamıştı. Kulaklığı takıp tam da müziği açacakken, güneşin ufka yaklaşmasını kutlayan kuşların huzur veren konserine kulak verdi, m...