Hayko'nun Peşinde Bir Gıdım Kudurmacalar - Euregio Meuse-Rhine Rehberi #2

Huhuuuu kimse yok muuuee? Okurcum gelmez dedin, yazmaz dedin, bizi sallar dedin ama noldu? Utanır mısın? Sanmam… Yazının devamıyla buradayım. Şimdi önceki yazıyı unutmuşsundur falandır, malum aşı sonrası unutmalar falan sıklaştı :D minimal özet geçeyim: Nasip geldiydi, Spa pistine gittik, terapi aldık, Liege ve Maastricht uğradık, olaylar olaylar ve en son Maastricht Havalimanı yanındaki oteldeydik. Heh ne oldu sonra? Hayko konseri öncesinde şaşırtıcı ölçüde dinginlik barındıran bir rotaya attık kendimizi. Emeklilik vaktimiz mi geldi nedir anlamıyorum. Bu dinginlik-sakinlik, kafa dinleme modası hayra alamet değil :D Akşam 19 gibi konser alanında olacak şekilde mini bir rota çizdik. Maastricht’ten çıkıp hop Zons-Müngstener Brücke [köprü]-Wuppertal-Duisburg (neden????) ve konser yeri Oberhausen kapsamlı bir tur yaptık. Hazırsan başlıyorum? Haz…… He tamam bekliyorum, al hadi stevia şekerli Beyaz Şakayık çayını hadi… LOS GEEEHTTTS LOOOOS efenim. (önceki yazıda unuttuğum bir Hollanda detayı var hacılar. MUAZZZZZAM bir trafik ışığı sistemi var adamlarda. Artık yapay zeka mı yönetiyor nedir, trafik ışığına kırmızıda uzaktan yaklaşırken algılıyor, eğer diğer şeritler boş ise size direkt yeşil yakıyor, yol müsait mi? Bas geç modundalar. Sırf bu detay ikimizde de Hollanda’ya taşınma dürtüsü oluşturdu Maastricht illüzyonu etkisindeyken…)

Zons ve Nasip
Efenim otelin musluğundan şişelerimizi doldurup, odadaki tüm çayları çantaya atıp, hıpızlı bir check out sonrasında attık kendimizi Zons kasabasına. Ne var orada? Kirada evimiz? Hayır. Define haritası? Yoyoyo. Ab-ı Hayat suyu? Ne münasebet. TARİH VAR, KÜLTÜR VAR, MİRAS VAR. (boş yapma konuya geç) Şimdi bu kasabanın olayı şu: Zons, günümüzde hala tamamı BAYA BAYAAAA ayakta olan kasaba çevresinde surlara sahip Orta Çağ’dan kalma. Sokaklar efso, ahşap evler ve o zamandan kalma nezih (?) halk bizi resmen hipnoz etti hipnoz hacım. 1800lerden beri sürekli sel felaketi oluyor (kardeşim yapmayın işte dereye ev yaaaa), bunu duvarlarda işaretlemişler, eski belediye binası bizim Birecik’in belediye binasından daha afili ve yer değirmeni vs şehir bizi ciddi ciddi cezbetti. Şunu öğrendim, 1372 yılında Köln Başpiskoposu Friedrich von Saarwerden tarafından (Google…..) Ren Nehri geçiş vergisinin buraya alınmasıyla stratejik bir merkez haline gelmiş. O surlar da o günlerden kalma…

Fakat oraya giderken yol üzerinde Alman marketinden kahvaltılıklarımızı aldık, peynir domates zımbırtılar işte. Fakat bir sorunumuz vardı, tüm market kasaları doluydu ve sıra çoktu, en hızlı olur diye self-kasalara geçtik biz hallederiz dedik, artistlik yaptık ve Murphy Kanunları devreye girdi ve bizim kasa bozuldu. Yeminle bizden sonra normal kasaya giden herkes bizden önce ödedi çıktı. Bu mağlubiyet sonrası gittik Zons girişinde bir park bulduk, çocuklu bir kadının bankını gasp edip efendi gibi kahvaltımızı ettik önce bi. [Skoru 1-1 yapmıştık :D] (PÜÜÜ rezilleerrrr)(havyar yediniz de mi lan domates değil?) Oradan yürüye yürüye 1 saat falan o kasabayı turladık. Mis mis. Resmen gel de taşın diyor, kiraya ev ver ve paranı ye diyor bu bölgede, resmen aç bir dondurmacı falan da turistlere topu 2,50 Eurodan dondurma kakala diyor şeytan. Ama dinlemiyoruz :D Kuş sesleri, tüm şehri dolanan kasabanın tek otobüsü, balkonunu silen teyzeler ve bolca iç geçirmeyle arabamıza döndük usuldan. Bu emekli amca modu olayını aaaacilen halletmemiz lazım…

Akabinde ise Zons’a yakın bir köprü vardı. Müngstener Brücke. Konser alanından fazla uzağa gitmeden uğrayıp görelim dedik. He, ben mimar mühendis miyim de köprü derdine düşüyorum? Hayır tabi ama bir sor niye gittim? [İnternette gördüm fotoları hoşuma gitti] (vizyon…) Popüler kültürün kölesi haline gelmiş olabilirim… Köprünün de olayı şu, 500 metre civarı uzunlukta ve 100 metre civarı yükseklikte bir tren köprüsü. Bu. Köprünün altına mis gibi mesire alanı yapmışlar. Gittik efendi gibi, arabamızı yasak bir bölgeye park ettik, gittik iki tane bankımsı yatmalık şey bulduk. Uzandık. Su şırıltıları, ördek sesleri, nadiren geçen yavaş trenler, rüzgârın şıpırtısı (şıpırtı mı?) vesair derken resmen iki günde iki bedava terapi yaşadık. (erkeklerin her fırsatta terapiyi bedavaya getirmeleri) [bizim bu emeklilik modunu gözden geçirmemiz Ş A R T abi]

Wuppertal
Süper hızlı devam edip esas mekana yaklaşıyorduk: KONSERE. Köprüden çıktık hooop Wuppertal’de bir mini mola ve ters giden turist avı tramvayları gördük, süper itici garsondan kahvelerimizi alıp telefon şarjı derdine düştük, çıktık Duisburg’a uğradık, çünkü Antep’in kardeş şehri, çünkü yol üstü, çünkü esas sebep HATAY USULÜ DÖNER BULDUK, çünkü açtık, çünkü nefsimizi köreltmemiz gerekiyordu. Dönerci ablayla az biraz muhabbetten sonra ben acılı versiyonunu istedim dönerin. Şimdi hacılar, Hatay usulü döner dediğin soslu bişi. Bunun acılısını ben zamanında çok yedim. Acı olarak özel acı bir sos koyarlar, süs biberi toz biberi falan dayamazlar dürüme. Ama orada naptılar? 3 kilo falan toz biberi resmen boca etti içine. Bu döneri harbi özlemiştim tamam da toz biber de yemiyim beeeeee. Ama olsundu, boğazıma toz biber kaça kaça, öksüre öksüre bitirdim. Değdi mi? Evet. Ama bir daha aman aman düz, klasik, sıfır risk, basit olanını isteyeceğim.

Bu acı bizi daha da motive etmişti. Konser alanına gidip Hayko şeyapacaktık. (neyapacaktık?) Nasip ile birlikte vardık, arabamızı park ettik zar zor. Ama yalnız değildik. Çünkü arım balım peteim, ilkokuldan beri kader çizgimizin paralel gittiği Abdullah da geldi konsere. [adam yılların Orhan Gencebay dinleyicisiydi, baya baya Hayko fanı olmuş lan] Geldi ama, 19:30’da kapılar açılacak, konser 21’de başlayacaktı. Biz kaçta oradaydık? Sorumlu bireyler olarak 18:49 efenim. Ama bizden daha manyakları da varmış ki önümüzde 40-50 kişilik bir sıra vardı. Esen rüzgar, en son gelmesine rağmen klasik çirkef-içten pazarlıklı-kendini uyanık sanan 2 Türk teyzenin en öne geçmesi, üstümüzde drone uçur(amay)an kameraman, Nasip’in kesiştiği 20-30 yaş hanımefendiler ve benim gibi Beşiktaş forması, atkısı, montu giyen kaç tane Haykoist (hö?) ile birlikte kapıların açılmasını bekledik. Ulen bekle bekle açan yok. Saat tam 8 gibi kapıyı lütfedip açtı organizatörler ve biz hurraaaaa. Sahnenin dibine gidemiyoruz, çünkü onlar VIP bilet. Bir tık gerisi ise kategori 1 ve 2 biletleri karışık. E KARDEŞİM BENİM 1. KATEGORİ ALMAMIN NE ETKİSİ OLDU? Sakinim… Olabilecek en iyi yerde konumlandık, sağımız solumuz önümüz arkamızdakilerle az biraz samimi olup [Abdullah’ın otoparkta tanıştığı çıtır ablanın tam da onun yanına denk gelmesi der susarım] Hayko’yu bekledik.

Aman aman o ne geliş. Önce bildiğin klasik müzik dinledik. Sonra bir geçiş yaptı ben şok. O klasik müzikten rock müziğe bağladı, 10-15 şarkı sonrasında üçümüzde de ses bitik, kulaklar sağır, terden sırılsıklam bir biçimde konserin sonuna ulaştık. Bazı şarkılarda ben Hayko’dan çok yoruldum, o derece seviyoruz be. Ama şaka maka adamda ne kondisyon var, bizde ses falan gitti, bizim 341351 katımız hareket eden Hayko’da tık yok. (Konser esnasında solumda soyunan abiye selam.) [Şansa bak arkadaş, bana soyunan abi düşüyor, Abdullah’a otopark arkadaşı………..] Tam çıkacağız müthiş bişi yaşandı. (meğersem otoparktaki kız beni çok beğenmiş Abdullah’tan numaramı almış) [şakadır] Hayko’nun davulcusu bagetleri Abdullah’ın önüne attı. [kardeşim baget, krosan falan yere atmayın nimettir] (komik mi), hır gür hayt huyt başkası Abdullah’ın elinden almış oldu… (Ahirete bir vaka daha yollandı)


Konser bitti, gittik McDonalds bulduk dibimizde, 6. Kalite falan kahvelerimizi aldık, dinlendik, çıktık dönüş yoluna. Ama Alman devletinin bize bir sürprizi vardı. Ceza falan yemedik tamam şükür de. 200 km kadar yolun baya baya 80 kilometresi falan yol yapım çalışması olmaz abi ya. 130 ile gidiyoruz, hop yol çalışması 5 km, hızı düşür 60-80 falan, otobanda kaplumbaaaa, tekrar hızlan, tekrar düş, tekrar umutlan, tekrar yıkıl… (bu bana bişi hatırlattı, ben bi Ferdi – Orhan falan açıp geliyorum) Ama velakin değdi be. Yorulduk, sesim gitti, kulağım zar zor duyuyor, pestilimiz çıktı falan da DEĞDİ BE. En son 2010 falandı Hayko konserine gideli. Lisede tüm yurda Hayko – Yol Gözümü Dağlıyor söyleyerek işkence eden ben, dönüş yolunda aynı işkenceyi Nasip’e yaşatıyordum… Hadi görüşürüz :)





Yorumlar